İznik, Orhangazi Ultra Maratonu 2015 (83k.)

İznik’te koşma hayallerim üç sene öncesine dayanıyor.

Yıllar yıllar sonra kendi kendime sahilde antrenmanlar yaparken o gün karın bölgemden gelen ağrı ile tamda form tutarken hastalığım ile tanıştım. (Ülseratif Kolit) 🙂

Yine uzun bir süre koşulara ara vererek tedaviye başlamıştım. İlaçlar, lavman, kolonoskopi v.s. moral bozuyordu…

İşte o dönem hayata sıkıca tutunabilmek ve moral bozan bu dönemi atlatabilmek adına en zoru kendimce hedef almıştım… Kendi kendime “çok iyiyim, bunu başarabilirim” dedim.

Hedefim İznik’te 130 k. koşmaktı…

Antrenmanlar, koşular, yarışlar, aksilikler, hastalık, iş, yoğunluk v.s. günler ilerliyor bazen tam form tutarken hastalık alevleniyor istediğim formdan uzaklaşıyordum. 🙂

Kendi kendime yılmak yok. Bu işi başaracaksın diyor, motive ediyordum.

İlk uzun koşumu sözde Bakiye Ablanın düzenlediği 24 saat koşusunda yapacaktım. Benim için iyi bir sınav olacaktı. Fakat start öncesi ısınırken kayıp düşüyor ve sağ ayağımı zedeliyordum. Hala düzelmiş değil aslında 🙂

Aylar sonra inatla Antalya’ya gidip Runatolia’da maraton koşuyordum. 19. k dan sonra ayağımdaki ağrı yüzünden tempom feci düşmüş ve dört saatte bitirebilmiştim. Olsun, yinede bitirmiştim, benim için harika bir deneyim olmuştu. Vücudumu tanımaya devam ediyordum 🙂

Günler geçtikçe antrenmanlarımı günde 15k. koşarak yapıyor ve sadece İznik’i düşünüyordum.

Yaptığım antrenmanlar sonrasında 130k nın bana göre şimdilik uzun olduğunu anlamıştım. O yüzden 80k. ya kaydımı yaptırmıştım. Hedefi yavaş yavaş yükseltmek gerektiğini biliyordum. Hem bu benim için çok iyi bir deneyim olacaktı.

Nihayet, günler sonra İznik’e bir gün önce giderek ön hazırlıklar için dostum Kutay ile İznik Otele yerleşmiştik. Kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. Ama bir o kadar da heyecanla yarışı bekliyordum.

🙂 Bir hafta öncesinde koşuyorum.net ten sipariş ettiğim ve Emre Tok’un destekleri sayesinde hızlıca koşu çantamı bana ulaştırması moral olmuştu. Seçtiğim koşu çantam Raidlight Olmo 8 i sadece siteden görmüş okumuştum. Koşu esnasında harika bir ekipman olduğunu ve iyi bir seçim yaptığımı anladım. Öncesinde deneme imkanım olmamıştı.

Ayrıca ilk kez deneyeceğim koşu ayakkabımdanda çok olumlu sonuçlar aldım. (Asics Gel Cumulus 15)

VE yarış anı… Sabah hafif bir kahvaltı sonrası Kutay ile vedalaştıktan sonra tam teçhizat otobüse binerek Orhangazi’ye ulaştık. Yarışın başlamasına daha bir saat vardı. Çay bahçesinde 2 çay içtikten sonra son dakikaları ısınarak tamamlayarak saat 10:04 gibi start verilmiş ve koşmaya başlamıştık. İznik te olduğu gibi Orhangazi’nin de yolları tozlu ve bozuktu. İlk 4-5 km. sonra İznik gölünün sahil tarafından keyifle koşuyordum. Bacaklarım o kadar iyi diki hızlanmak için can atıyordum 🙂 ama saatime baktığımda daha yarışın başlarında olduğumu ve bu tempoda gitmem gerektiğini biliyordum. Tempo 5:15

Can-Erdem-Satma-iznik-ultra-marathon-2015

can erdem satma iznik ultra

Sölöz de zeytinliklerin arasında koşarken birden önümde Elena Polyakova’yı koşarken gördüm. Yaklaşık 400 metre önümdeydi. Koşarken bir çok kişiyi geçmiştim ama bu kadar da önde olabileceğim hiç aklıma gelmemişti. Tahminimce Elena iyi koştuğundan dolayı ilk onun içindeyim her halde dedim. Sevinmiştim 🙂

Koşarken aynı zamanda su içiyor , jel takviyesi ile enerjiyi düşürmemeye çalışıyordum.

Derken bir dere ile karşılaştık. Ben hiç duraksamadan hızlıca dereyi geçtim. Koşmaya devam ederken ayakkabımın tabanında ayağıma batan küçük taş parçacıklarını önemsemedim. Durmak istemiyordum. Çünkü önlerdeydim ve gücüm yerindeydi. Bir ara bisikletini yokuşta yukarı taşımaya çalışan bir gönüllüye yardım dahi ettim. İznik gölü artık solumda yükselmeye başlamıştı. Manzara, orman, kuş sesleri, doğa büyüleyiciydi. Burada koşmak enfes bir duyguydu. Bunca kilometre sonra bu denli büyülenmiş bir durumda keyif alabileceğimi hiç düşünmemiştim. Yokuş yukarı yine bir kaç kişiyi geçmiş keyifle giderken birden sol ayağımın altı ile kendimi savaşır buldum.

İlk molamı vermek zorunda kalmıştım. Ayakkabıları çıkarıp taşlardan kurtuldum ve hızla yokuşu çıkmaya devam…

Tabiat harikaydı sağıma soluma bakınıyor deli aşıklar gibi keyifle ilerliyordum. Ama sol ayağımın altı su toplamıştı 🙂

Narlıca’ya kadar canım yanarak ilerliyordum… Artık çoğu zaman koşamıyordum. Koşmak isteyip de koşamamak gerçekten üzücü bir durumdu. Narlıca’daki istasyonda ekip harikaydı. Çorbamı , ekmeğimi , kolamı , meyvemi hazırlayıp önüme koydular. Orada ayrıca su toplayan ayağımı patlatıp ekipten edindiğim yara bandını yapıştırarak tedavi etmiş oldum. Suları doldurduktan sonra vedalaşıp koşmaya devam ettim.

Yara bandı işe yaramıştı. Çok iyi tampon yapmış ve koşmamı sağlamıştı. Bir kaç kilometre sonra sağdan yeniden tarla yollarında ilerliyordum. Traktör tekerlerinin yollarda bıraktığı izleri takip ederek devam ediyordum koşmaya. Bir an okuduğum blog yazılarında koşucuların ara ara koşarken yoldan çıktıkları aklıma geldi… Sanıyorum bu sefer işaretlemeler daha iyi yapıldı diye düşündüm kendimce. Çünkü bazen dikkat dağılabiliyor; buna rağmen ben hiç kaybolmadan ilerleyebilmiştim.

İlerleyen koşu esnasında bu sefer sağ bacağımdaki vastus medialis kası kendini yukarıya doğru feci şekilde kasıyor koşmama engel oluyordu, hatta yürümeme… Mecburen durmak zorunda kaldım. Akmayan bir çeşmenin başına oturmuş kendi kendime masaj yapıyordum. Sol ayağımın altı acıyor sağ ayağımın kası çekiyor… Geçmiş olduğum arkadaşlar beni yakalamış geçerken yardım etmek için Nasıl olduğumu soruyorlardı. Teşekkür ediyordum onları engellememek adına. Bir arkadaş sağolsun bir krem vermişti ve onunla yaptığım masaj çok iyi gelmişti. Onun değimiyle “Lastiği patlatmıştık” Onun durumu daha kötü görünüyordu hatta yarışı bırakma kararı almıştı ama Süleymaniye de beni yakalayacak hatta geçecekti. 🙂

Zor bela ilerliyordum. Durumum içler acısıydı. Ama bir an bile bırakma kararı almamıştım. Ne olursa olsun bitirecektim. 🙂

Bir ara ormanın içlerinde koşabiliyor olduğumu farkettim 🙂 koştum koştum koştum ve derken sağ ayağımın altınıda su toplamıştı. Müjdeler olsun dedim kendi kendime sağ ve sol lastik patladı 🙂 Artık sadece yürüyebilmek adına mücadele ediyordum ki zeminde pek buna müsaade etmiyordu. Fakat hala burada olmaktan büyük keyif alıyordum. Bir ara suyum bitince tepeden süzülen buz gibi sudan içtim. En son bu tarz, doğanın bağrından süzülen su kaynağından çocukluğumda içmişimdir. O zamanlar Bursa’nın her sokağında bir çeşme veya köyde tertemiz deremiz vardı.

Derken Süleymaniye girişinde yalağın içine kendimi sokmuş buz gibi suda ayaklarımı dinlendirirken aynı şekilde bir kaç arkadaş daha bu durumdan istifade ediyordu. Süleymaniye istasyonda yeniden yara bandı temin ettim. Çıkışta bizi harika bir manzaranın karşılayacağı söylenmişti. Haklılardı. Yokuşu çıkarken Uludağ’ın sırtlarını görüyordum. Sıra sıra tepelerin görkeminde yükselen Uludağ ve tepesindeki beyaz örtü ile manzarayı tamamlayan yeşillik içindeki ufak bir göl ile adeta insanı büyülüyordu. Bir ara manzaranın keyfini çıkarmak istedim ama yola devam etmeliydim. Yukarı doğru çıkarken üşüdüğümden ve ayağıma yara bandı yapıştırmam gerektiğinden piknik havası edasında tüm malzemeleri yere sermiştim. O esnada yanımdan Coraline Chapatte geçerek “Nasilsiiin” dedi. “Harikayım, piknik yapıyorum” dedim 🙂

Orada çok vakit kaybetmiştim ama iyi olmuştu. Biraz ayaklarımdaki acıdan kurtulmuş koşabiliyordum. Koşarken tabiat, manzara harikaydı. Çobanlar, koyunlar, Kangal köpekleri ve komik sesli kurbağalar… Doğaya doymuştum doğrusu. Bir ara Derbent’e gelmeden önce bir çoban beni durdurup nereye koştuğumuzu sordu. İznik’e deyince “Oooo çok uzak orasıııı” dedi. İyi dilekleri ile yanından ayrılırken artık hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.

Derbent’e girerken bir kaç kilometre koşabildim. Derbentte kafa lambamı (fenerimi) taktım. Malzeme kontrolü ve biraz su aldıktan sonra istasyondan ayrıldım. Çok hafifte olsa koşabiliyordum. Derken köylünün birini geçerken “Neden tek başına koşuyorsun, ormanda kaybolursun” diye arkamdan bağırdı. Haklımıydı acaba? bunca yolu tek başıma gelmiştim. Bir anda bir şüphe doğmuştu içime.

Ana yola çıktığımda Jandarmayı gördüğümde bizi yolun karşısından ormanın içine girerek devam etmemizi istiyorlardı. Oysaki ben bundan sonra daha kolay bir yolda ve aşağıya doğru ilerleyeceğimizi sanmıştım. 🙂 Zifiri karanlıkta ormanın içine girdiğimde yine bir problemim vardı 🙂 Kafa lambası beyaz ışık vermiyordu. Anlamsız bir şekilde kırmızı ışık veriyordu. Pillerin zayıflamış olabileceğini düşündüm ve çantadan pilleri çıkartıp değiştirdim. O esnada bir kaç kişi daha geçti ve her defasında yardım etmek için ilgilenmeleri hoşuma gidiyordu. Yeni pilleri takmama rağmen hala aynı şekilde kırmızı soluk bir ışık veriyordu. Bunun yeterli olmayacağını anlayıp cep telefonundaki feneride açıp ilerlemeye başladım ama ışığın yeterli olmayışı beni ilerlememe engel oluyordu. Bir an tamam dedim buraya kadarmış. Son 15 k. de yarışı bırakıyorum ve geri dönüyorum dedim. Bir müddet durdum düşündüm ilerlemek istiyordum ama önümü dahi göremiyordum, karanlıktan. Sanırım 5 dakika daha bekledim ve derken bir arkadaş koşarak geldi. Selamlaştık. Tamam dedim bu arkadaşın adımlarını takip edeceğim. Bir müddet takip ettim sonrasında yokuşta durakladığında, yürürken durumumu anlattım. Sağ olsun yardımcı olmak adına harika bir rehberlik yaptı. Doğan Nadi Çetinkaya sayesinde yarışı tamamlayabildim desem yalan olmaz. 🙂

Bir ara yarışın hiç bitmeyeceğini sandık. Çünkü ormanlık arazide hala yukarı çıkıyorduk. Ben ikide bir artık medeniyete ulaşmak istediğimi söylüyor. Doğan’da iyi isen koşalım mı diyordu. Biliyorduk koşmaz isek bitmeyeceğini. Son kilometrelerde İznik’i hep yukarıdan görüyor ama bir türlü yaklaşamıyorduk 🙂 Hava soğumuş ama yıldızların altında İznik’e ulaşma hedefi yinede keyif veriyordu. Dik bir iniş sonrası yine bir dereden geçerken soğuk su harika masaj etkisi yaratmıştı.

İndiğimizde İznik’e hemen ulaşacağımızı sanmıştık. Ama henüz 3-3,5 km olduğunu duyunca hayal kırıklığı ile koşmaya çalışıyorduk. Veeeeee son karanlık yollardan sonra Surları görmüştük. Surları geçerken polis bizi yönlendirirken sorduğumuz soru karşısında yeniden şaşırmıştık. “Kaç kilometre kaldı? Cevap: 2 km. 🙂

Bize ayrılmış barikatli yolda son kilometreleri koşarak tamamlarken halkın ilgisi ve bize verdikleri destek ile son gaz finişe doğru ilerliyordum. Herkes bağırıyor, tezahürat yapıyor, moral vermeye çalışıyordu. Harikaydı. 🙂

Finish noktasının ışıkları görünmüştü son 300 metreydi ve harika bir duyguydu. 83 kilometre en nihayet bitiyordu. Duygulanmıştım, çizgiyi geçerken ağlayacak gibi oldum. Ama kendimi tuttum 🙂 ağlamadım 🙂

Finish noktasında herkes birbirleriyle tebrikleşiyordu. Yüzler gülüyordu. Madalyama baktığımda haklı bir gurur madalyon boynumda takılı olduğunu biliyordum. Bunca aksiliğe rağmen yılmadan bitiş noktasına gelmiştim.

Teşekkürler.

İznik Ultra Maratonu çalışanlarına , bu hayali organize edip hayata katanlara, emeği geçen tüm gönüllülere, yarışa dahil olan sporculara, destek veren İznik halkına, doğasına, bana destek olan sponsorum Kara Kaleme, Global Blue ailesine ve aileme ama en başta bana bu güzel günü yaşama imkanı veren Allahıma sonsuz teşekkürler…

Seneye bu aşkı yeniden yaşamak için gün saymaya başladım bile 🙂

Not: Koşu sonrasında otele gittiğimde Kutay’a durumu anlatırken, kafa lambasını yaktığımda sanki hiç bozulmamış gibi beyaz ışığını vermesi beni şok etmişti. 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s